Rojava Devrimi’ne yönelik saldırılara karşı Halklar Karavanı’nda yer alan ve Almanya’dan Türkiye’ye giden sosyalist genç Alma Herrmann, Suruç ölümsüzü Okan Pirinç’i yazdı.
Okan,
33 Düş Yolcusu’nun en genci olarak ölümsüzlüğe yürüdüğünde 18 yaşındaydın. Suruç’ta (Pirsûs) Amara Kültür Merkezi’nin bahçesinde, 32 sosyalist, anarşist, genç, sanatçı ve demokrat yoldaşınla birlikte IŞİD’in gerçekleştirdiği faşist saldırıda ölümsüzler kervanına katıldın.
Gezi Direnişi’nin ateşinde sosyalist gençlik saflarına katılan genç bir sosyalisttin. 2015 yılında onlarca gençle birlikte, özgürleştirilen Kobanê’yi yeniden inşa etmek için yola çıktın. Yoldaş, henüz 18 yaşındayken aileni ve evini geride bırakarak, belki de bir daha geri dönemeyeceğin bir yolculuğa çıktın.
Ölümsüzlüğünün 11. yılında, sana verdiğimiz sözü bir kez daha yineliyoruz: Senin düşlerini yarım bırakmayacağız.
Henüz 15 yaşındayken Gezi direnişine katıldın. Barikatların en ön saflarında yer aldın; yanında ise daha sonra Kobanê savunmasında ölümsüzleşecek olan yoldaşın Emre Aslan vardı. Ailenin duyduğu kaygılar ve endişeler bile seni sokaklardan, isyandan uzak tutamadı. Daha 15 yaşındayken cesaretle en ön saflara geçtin ve barikatları polise karşı savundun.
Ben de 15 yaşındayken senin adını ilk kez duydum. Bir anmada yoldaşlarından biri senden söz etmişti. Genç yaşını ve büyük cesaretini anlatıyordu. Daha sonra yaşamını anlatan bir yazı okudum. Henüz okul yıllarında haksız sınav uygulamalarına karşı eylemlere katıldığını, Berkin Elvan için yapılan anmalarda yer aldığını öğrendim. Ayrıca SGDF çalışmalarını sürdürmek için İstanbul’a gitmek istediğini ve daha o yaşta yaşamını devrimin ihtiyaçlarına göre örgütlemeye karar verdiğini öğrendim.
O günden beri adını daha sık duyuyorum. Temmuz ayında, Suruç Katliamı’nın yıldönümünde, anmalarda ve yaz kamplarında… Ama adını, anılmadığın her anda bile duymaya devam ediyoruz. Çünkü gösterilerde, okul boykotlarında, etkinliklerde senin adın da diğer 32 düş yolcusunun adı gibi bizimle birlikte yaşamayı sürdürüyor.
Sınır tanımazlığın, sosyalist gençliğin çağrısına bir an bile tereddüt etmeden yanıt verdiğinde bir kez daha ortaya çıktı. SGDF’nin “Beraber savunduk, beraber inşa edeceğiz” kampanyasını başlatmasıyla birlikte, Kobanê’nin yeniden inşasına katılacağın belliydi. IŞİD’in cihatçı çetelerinin savaşı sonucu neredeyse tamamen yıkılan bu kenti, onlarca genç yoldaşınla birlikte yeniden kurmak için yola çıktın.
Annenin ve kardeşinin duyduğu endişeler de seni bu yolculuktan vazgeçiremedi. Gezi’nin bir evladı olarak halklar arasında bir köprü oluyordun.
Gezi Direnişi sırasında seninle omuz omuza mücadele eden bir yoldaşın seni şu sözlerle anlatıyordu: “Bazı insanlar sadece gülümsemeleriyle bulundukları ortamı ısıtır. Okan da gerçekten aramızda gülümsemesiyle, içtenliğiyle ve fedakârlığıyla vardı. Okan bir savaşçıydı…”
Okan, daha çok genç yaşta devrim yoluna çıktın. Yaşın, büyük düşler kurmana hiçbir zaman engel olmadı. Önünde bir devrimci olarak yürüyeceğin uzun bir yol vardı; fakat bu yol, böylesine alçakça gerçekleştirilen bir katliamla senden koparıldı. Buna rağmen sen, gençliğe yapılmış, bugün bizim de peşinden gitmemiz gereken bir çağrıya dönüştün.
Ben 17 yaşındayken sana bir mektup yazmıştım. Suruç Katliamı’nın yıldönümünden sadece birkaç gün sonraydı. Aslında o mektubu neredeyse tamamen unutmuştum. Fakat bu yılın Ocak ayı geldi. Rojava Devrimi’ne yönelik yoğun saldırılarla geçen bir aydı. Haftalar boyunca insanlar sokaklardaydı; son yılların en kitlesel protestoları gerçekleşti. Kürdistan’da, Türkiye’de ve Avrupa’da, nerede olursa olsun insanlar Rojava’yı savunma çağrısına kulak verdi.
O haftalardan birinde, 17 yaşındayken sana yazdığım ve sizlerin yolundan yürüme sözünü yeniden verdiğim mektubu birden yeniden hatırladım. Bu sözün benim için son derece somutlaştığı bir haftaydı.
Farklı bölgelerden gelen gençlerin oluşturduğu bir karavana ben de katıldım. Yaklaşık 100 gençle birlikte bir haftadan uzun süre boyunca Kobanê’ye doğru yol aldık. Basın açıklamaları yaptık; yol boyunca birçok şehir gördük. Uzun geceleri derneklerde geçirdik, kimi zaman da devrimci ailelerin evlerinde misafir olduk.
Türkiye’ye ulaştığımızda ise İstanbul’dan Kobanê’ye doğru büyük bir otobüsle yola çıktık. Biz de Kobanê yolunda, sizlerin 11 yıl önce bir araya geldiği meydanlarda ve sokaklarda, Suruç’ta durdurulduk.
O günlerde, iki yıl önce sana yazdığım o mektubu sık sık düşündüm.
Sizin düşlerinizi yarım bırakmamak ve yolculuğunuzu sürdürmek, bazılarımız için sınırları aşmak anlamına geldi. Kimi zaman Gazze’ye doğru bir filoyla yola çıkmak, kimi zaman Kobanê’ye doğru Halklar Karavanı’yla ilerlemek ya da NATO Zirvesi’ne karşı bir delegasyona katılmak oldu. Ancak bu yalnızca büyük eylemlerle sınırlı kalmadı.
Asıl olarak, günlük yaşamımızda, bir eylemde kendiliğinden yaptığımız konuşmalarda, astığımız pankartlarda ya da yazdığımız mektuplarda sizin mücadelenizi sürdürmeye devam ediyoruz.
Yoldaş, sen benim genç bir sosyalist olarak gelişimimin bir parçasısın. Bazen yazdığım mektuplarda, bazı günlük yaşamımda varsın; ama bundan çok daha fazlası olarak sen her zaman devrimin olduğu yerde varsın. Sosyalist gençliğin yol arkadaşısın.
Bu yüzden yoldaş, bu bir veda değil, aksine yeniden buluşmadır.











