Bir gençlik kampını daha geride bıraktık. Bir hafta boyunca kolektif yaşamın sıcaklığını, ortak
emeğin gücünü, coşkunun ve enerjisini paylaştık. Enternasyonal dayanışmayı büyüttük, ortak
mücadelenin ruhunu birlikte yaşadık.
2026 Yaz Kampı, Avrupa’da yükselen gençlik mücadelesinin güçlü bir yansıması oldu. Almanya,
Fransa, İngiltere, Avusturya, İsviçre, Belçika, Hollanda ve İtalya’dan yaklaşık 400 genç; ortak bir
umut, ortak bir kararlılık ve ortak bir mücadele iradesiyle bir araya geldi. “Umutla Geleceğe”
şiarıyla düzenlenen kamp, bu sloganı yalnızca dillendirmekle kalmadı; eğitimlerde, tartışmalarda,
dayanışmada ve yoldaşlık ilişkilerinde kolektif yaşamın ayrılmaz bir parçası haline getirdi.
Emperyalistler arası rekabetin giderek keskinleştiği, üçüncü dünya savaşının gölgesinin ağırlaştığı;
sömürülenlere ve ezilenlere yönelik saldırıların derinleştiği, kadınlara ve LGBTİ+’lara dönük nefret
politikalarının tırmandığı, kapitalizmin varoluşsal krizinin doğayı ve yaşamı talan etmeyi
sürdürdüğü bir dönemde Avrupa’nın dört bir yanından gelen gençler bu kampta ortak bir geleceğin
harcını birlikte yoğurdu. Farklı ülkelerde biriken mücadele deneyimleri aynı nehirde buluştu; ortak
bir iradeye, ortak bir umuda ve geleceği kurma kararlılığına dönüştü.
Kamp boyunca gerçekleştirilen eğitimler ve tartışmalar, içinde bulunduğumuz tarihsel dönemin
siyasal görevlerini farklı başlıklarda ele aldı. Genç sosyalistler, İtalya’da “Savaşa Karşı Savaş,
Askeriniz Olmayacağız” ittifakının bileşenlerinden Cambiare Rotta tarafından ilan edilen antiemperyalist ve antimilitarist kampanyayı sahiplenerek, savaş politikalarına karşı Avrupa çapında
ortak bir mücadele hattı örme iradesini ortaya koydu. Kampanya tartışmalarında bu mücadelenin
mahallelerde, liselerde, üniversitelerde, sendikalarda ve işçi mevzilerinde nasıl somutlaştırılacağı;
gençliğin savaş politikalarına karşı nasıl örgütlü bir güç haline getirileceği üzerine kapsamlı
değerlendirmeler yapıldı.
Şimdi önümüzde duran görev, kampın yarattığı kolektif ruhu ve kitlesel enerjiyi bulunduğumuz her
alana taşımaktır. Antiemperyalist ve antimilitarist kampanyayı şehirlerde, okullarda,
üniversitelerde ve işyerlerinde somut mücadele başlıklarıyla buluşturmak; yükselen savaş
hazırlıkları karşısında gençliğin bilincini yükseltmek ve örgütlü direnişi büyütmek tarihsel bir
sorumluluk olarak önümüzde duruyor.
Tarih bize bunun mümkün olduğunu defalarca gösterdi. Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı
öncesinde sosyalist gençlik hareketi zorunlu askerliği teşhir etmiş, işçi gençliğini emperyalist
savaşları reddetmeye çağırmıştı. 1919’da kurulan Komünist Gençlik Enternasyonali, farklı
ülkelerdeki komünist gençlik örgütlerini ortak bir antiemperyalist ve antimilitarist mücadelede bir
araya getirdi. Komsomol ise 1920’li yıllardan itibaren emperyalist savaşlara karşı uluslararası
dayanışmayı büyütürken sömürge halklarının kurtuluş mücadelelerini destekleyen kampanyalar
örgütledi. İspanya İç Savaşı’nda faşizme karşı verilen mücadeleden Cezayir’in bağımsızlık savaşına,
Vietnam halkının emperyalizme karşı direnişine kadar sayısız örnek, gençliğin uluslararası
dayanışmasının yalnızca bir ilke değil, tarihin akışını değiştiren maddi bir güç olduğunu gösteriyor.
Bugün de aynı tarihsel mirasın devamcıları olarak görevimiz açıktır: Savaşa karşı savaşı,
milliyetçiliğe karşı enternasyonalizmi, militarizme karşı örgütlü gençlik mücadelesini büyütmek.
Geleceği kuracak olanlar, savaşın değil dayanışmanın safında duranlar olacaktır. Rosa
Luxemburg’un şu sözlerini hiç unutmayalım: Savaş barbarlıktır; insanlığın geleceği sosyalizm ya
da barbarlık arasındaki seçime bağlıdır.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 7 Ağustos 2026 tarihli Sosyalist Gençlik köşesi











