Türkiye ve Kürdistan’dan değişik nedenlerle Avrupa’ya göç etmiş göçmen emekçiler, geri gönderme saldırıları ile faşist saray rejimine teslim edilmek isteniyor. Çeşitli yöntemlerle baskı ve şiddettin dozajını yükselten emperyalist Avrupa devletleri; faşist Türk devleti ile yaptıkları işbirlikçi anlaşmalar gereğince ırkçı-faşist göçmen politikalarını devreye koyuyor. Son yıllarda artarak süren bu baskılar özellikle politik nedenlerle göç etmiş Türkiyeli ve Kürdistanlı göçmenleri ve kurumlarını hedefliyor.
Sosyal medya paylaşımlarının bahane edilmesinden Türkiye’ye girişlerinde keyfi gözaltılara ve devamındaki yurtdışı yasaklarına, ayrıca kefaletle salıverilme dayatmasına varıncaya dek türlü yöntemlerle seyahat özgürlüğü kısıtlanıyor. Bununla birlikte artık başka bir ülkede yaşamını sürdüren göçmenlerin yaşam hakları ihlal ediliyor. İki yıl önce Fransa’ndan geri gönderme kararı ile Türkiye’ye gönderilerek tutuklanan Serhat Gültekin’den sonra şimdi de Gülhatun Kara bir kürt kadın aktivist olarak benzer tehdit altında. İsviçre’den geçtiğimiz günlerde 1 yaşındaki bebeği ile zorla gönderilen Bahar Yalçınkaya tutuklanarak bebeği ile Silivri hapishanesine konuldu. Danimarka’da Erkan Çelikcan, Hollanda’dan Barış Helvacı ve Arnavutluk’ta bir seyahat esnasında Türkiye’nin interpol araması nedeniyle tutuklanarak hapse konulan Jülide Yazıcı benzer saldırılar ile Türkiye’ye gönderilerek tutuklanma riski ile yüz yüze. Politik faaliyetleri nedeniyle faşist rejimin cezalar yağdırdığı politik iltica koruması altında olan veya başvurusunu yapan tüm üstte saydığımız politik aktivistler, kuşkusuz politik kimlikleri nedeniyle kriminalize edilerek geri gönderme tehditi altındadır. Bu yolla yürüttükleri mücadeleler ve politik kimlikleri cezalandırılmak isteniyor.
Kollarını Avrupa’ya kadar uzatan faşist saray rejimi burada yaşayan Türkiyeli ve Kürdistanlı göçmenleri kriminalize ederek korkutma ve sindirme amacını taşıyor. Sosyal medya yasakları ile düşünce özgürlüğüne kelepçe vurulmaya, gözaltı ve soruşturmalarla korku iklimi egemen kılınmaya çalışılıyor. Bununla da kalmayan faşist rejimin istihbarat servisleri Avrupa ülkelerinde göçmen derneklerine giden, etkinliklerine katılanları fişliyor. Bu yolla güvensizlik ortamını hakim kılmaya çalışıyor.
Bir saldırı biçimi olarak göçmen örgütleri ve bireyleri kriminalize etme, korkutma ve sindirme çabaları tarihin her döneminde egemenlerin uygulaya geldiği yöntemlerin en başında geldi. Tarihsel deneyimlerini de arkalayan Avrupa burjuvazisi de politik kurum ve örgütlere karşı bu yöntemi uygulamada hiç tereddüt etmedi, etmiyor.
Yeni dönemde Münih Havaalanında inşasının onaylandığı gibi sınır alanlarının bir hapishaneye dönüştürüldüğü geri gönderme merkezleri yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Tam bir hapishane zulmü ile işlevlendirilen geri gönderme merkezleri gerek sınır dışıların kolaylıkla yapılması, gerekse de inşaa edilmeye çalışılan 14 Temmuz 2026’da Avrupa Birliği devletlerince kabul edilen GEAS protokolünün bir uygulama alanı olarak işlevlendiriliyor.
Demokratik hakları bir bir tırpanlayan Avrupa ülkeleri, son olarak politik sığınma hakkına dönük saldırılarına da hız vermiş durumda. Farklı Avrupa ülkelerinde özellikle Türkiye ve Kürdistan’dan gelen politik sığınmacılara dönük son dönemde artarak devam eden geri iade mahkemeleri, faşist rejim altında yaşama şansı kalmayan politik insanların yaşam hakkına dönük tehditlerin başında geliyor.
Göçmen emekçilerin iltica hakkına yönelik bu saldırlar emperyalist Avrupa Birliği devletlerinin faşist Türk devleti ile gerçekleştirdiği kirli pazarlıkların bir sonucudur. Bu saldırılara karşı meşru hakların mücadelesini sürdürmek başta göçmen kurumları olmak üzere göçmen emekçilerin görevidir.
Haklarımız ve özgürlüklerimiz için göçmen kurum ve örgütlenmelerin ve mücadele eden politik aktivistlerin kriminalize edilmesine izin vermeyelim.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 14 Ağustos 2026 tarihli Perspektif köşesi











