Batı Avrupa alevlere teslim… İngiltere’den Almanya’ya, İspanya’dan Hırvatistan’a, Yunanistan’dan İsveç ve Norveç’ekadar orman yangınları kıta Avrupa’sını sarmaladı. Şiddetli orman yangınları listesine her gün yeni ülkeler ekleniyor.Küresel ısınma ulaştığı düzeyde yangın riski büyüyerek sürüyor. Şimdiye kadar 6 bin kilometrekareden fazla yeşil alan kül oldu. Yüz binlerce insan evlerini terk etmek zorunda kaldı. Zararın 20 milyar Euro‘ya ulaştığı tahmin ediliyor. Ekolojik denge bozuluyor, canlılar yok oluyor. Dünyamız süren yangınlarla da her gün daha fazla tahrip oluyor. Son derece dramatik sahneler yaşanıyor.
Kapitalizmin varoluşsal krizinin doğal ve kaçınılmaz sonuçlarıyla karşı karşıyayız.
Aşırı sıcaklar ve uzun süren kuraklığın şiddetli yangın tehlikesini arttırdığını bilmeyen mi var? Buna rağmen sorunu çözebilecek gerçek adımlar atılmıyor.
Yer küremizin dört bir yanında olduğu gibi, kıta Avrupası’nda da orman yangını tehlikesinden bol bol söz edilmesi emperyalist iki yüzlülüğün tipik örneklerinden biridir. Potsdam İklim Etkileri Araştırmalar Enstitüsü’nün (PIK) yayımladığı güncel araştırma, orman yangınlarından etkilenebilecek alanların üç kat artabileceğine işaret etmişti. Peki ne yapıldı? Kocaman bir hiç! Gerçek şu ki, böyle devam ederse, yüz yılın sonuna kadar her yıl bu gün olduğundan yaklaşık 39 kat daha fazla alan yanarak yok olabilir.
Emperyalistler tehlikeyi biliyor, görüyor, ama önlem almıyor, alamıyor. Onlar bir dizi uluslararası sözleşmede küresel ısınmanın sonuçlarına karşı önlemden söz ediyorlar. Fakat gerekenleri de yapmıyorlar. Hatta küresel ısınmayı 1.5 dereceyle ya da iki derecenin belirgin biçimde altında sınırlama konusunda anlaştıklarını açıklamaları neyi değiştirdi? Bunun gereklerini bile yapmadılar. Oysa her şey bir yana sadece sera gazı emisyonlarının azaltılması ve küresel ısınmanın ciddi biçimde sınırlandırılması halinde, orman yangınları yüzde 90 azaltılabilir.
Emperyalist sistem için önemli olan daha fazla kârdır. Onun bu temel yasası, iklim krizene yol açtığı gibi, orman yangınlarının artmasına ve kapsamlaşmasını da koşullamaktadır. Orman yangınları gerçeği, iklim krizi, daha geniş bir ifadeyle de büyük eko-kırım basit bir teknik düzeye, sıradan “yangın yönetim” tarzına indirgenemez.
Emperyalistlerin iklim krizine dönük aldıkları sözde önlemler hiçbir işe yaramamaktadır. Onların “iklim yasaları” ya da “yangın yönetimi” açıklamaları işçi ve emekçileri aldatma, biriken tepkileri boşa çıkarma amaçlıdır.
Orman yangınları da diğer bütün eko-kırım örnekleri gibi, kapitalist-emperyalist sistemin doğaya ve insanlığa karşı işlediği ağır bir suçtur. Ekonominin kapitalist yapısı ve bunun doğaya yansıyan sonuçları ekoloji mücadelesini gerekli ve zorunlu kılmaktadır. Son yangınlarla birlikte iklim krizine karşı mücadele dinamikleri gelişme gösterecektir. Buna ilgisizlik kabul edilemez.
Marksist leninist komünistlerin programlarında ifade edildiği üzere, “Emperyalist küreselleşme evresinde kapitalizmin doğa üzerindeki yıkıcı etkileri, insan dahil tüm canlılığı büyük bir altüst oluşla yüz yüze bırakan bir ekolojik kriz düzeyine ulaşmıştır.”
Orman yangınlarına, iklim krizine, eko-yıkıma karşı mücadele günceldir. Sürmekte ve büyümekte olan ekoloji hareketine içeriden müdahil olacak tarzda ısrar etmek, savaşa ve faşizme karşı mücadele dinamikleriyle ortaklaştırmak durumundayız. Bu alandaki sorumluluk, halkın yaşamıyla ilgili karar almasını önceleyen yönüyle bir siyasal özgürlük mücadelesi olduğu kadar antikapitalist bir karakter de taşımaktadır.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 28 Ağustos 2026 tarihli Avrupa Gündemi köşesi











