Geniş Türk halk yığınlarını etkisi altında tutmaya devam eden bu zehirlenme ancak sınıfsal, toplumsal ve cinsel mücadelenin devletin şovenizm ve ırkçılık biçimindeki ideolojik hegemonyasından özgürleştirilmesiyle; demokratik ve devrimci ideolojik, politik, sanatsal, kültürel çalışmaların bu hedefle sıkıca bağlı tarzda yürütülmesiyle ortadan kaldırılacaktır.
Çeşitli tipte “iyimser” beklentilere karşın, silahsızlanmış, illegal varoluşuna son vermiş, devrimin ve ulusların kaderini tayin hakkının gereksizliğini ilan edip, ulusal demokratik taleplerin anlaşma dışı bırakılmasını kabullenmiş Kürt ulusal demokratik hareketi karşısında bile ırkçı, şovenist ve sosyal şovenist tutumlar geliştirildiği hepimizin gözleri önünde.
Faşist inkarcı sömürgecilik, kitleleri Kürt ulusunun varlığı, ulusal demokratik talepleri ve ulusal özgürlük hakkı çerçevesindeki düşüncelere, çalışmalara ve mücadeleye düşmanlaştırma faaliyetini sürdürüyor. “Dış güçlerin kışkırttığı bölücülük” propagandasına ara vermiyor. “Milleti”, “terörist ve bölücü PKK ve uzantılarının”nın tasfiyesi zaferinin bahtiyarlığını yaşamaya davet ediyor.
Ve yine apaçık utanç verici bir gerçek olarak, bu ırkçılık, şovenizm, Türk halkına ve asimile edilmiş Müslüman ulusal topluluklara mensup geniş emekçi, yoksul kesimleri pençesinde tutuyor. Onları, Türk burjuvazisinin çıkarlarının bekçisi, faşist, inkarcı sömürgeci, erkek egemen devletin hizmetkarına dönüştürüyor. Burjuva partilerin, kontrgerillanın, silahlı yüksek bürokrasinin, faşist şeflik rejiminin fetvacısı durumundaki yüksek maaşlı memurlar kurumu Diyanet’in politikalarının destekçisi haline getiriyor. Şu semtte, şu ilçede, şu köyde yaşayan veya şu statta maç seyreden ve esasen erkeklerden oluşan değişik niceliklerdeki emekçi Türk’ü, köylüyü, işsizi, kadın-erkek mazlum Kürt emekçiler ve hatta çocuklar karşısında insanlıktan çıkmış bir güruha, ırkçı bir linç makinasına dönüştürüyor.
Ağustos ayı içinde Kuzey Kürdistan’dan Türkiye’ye gelen mevsimlik Kürt tarım işçileri ve Amedspor maçlarında sergilenen tutumlar bu utanç tablosuna insani öfke uyandıran yeni fotoğraflar ekledi.
Zonguldak’ta, Alaplı ilçesine bağlı Bektaşlı köyünde Cizre ve Silopi’den gelen kadın, erkek mevsimlik Kürt tarım işçileri ve çocuklar, 21-22 Ağustos’ta ırkçı, şovenist saldırıya uğradılar. Aynı günlerde, Düzce’deki iki ilçede, Cumayeri ve Gümüşova’da Mardin’den gelen Kürt tarım işçileri tehdit edildi, çekip gitmeleri istendi.
Ne 2026 saldırıları bunlarla sınırlı ne de saldırılar 2026’yla sınırlı. Afyon Dinar’da bir Kürt inşaat işçisinin katledildiği, ikisinin yaralandığı; cenazelerini almaya, yaralılarını görmeye gelen ailelerin kente sokulmadığı o lanetli örnekte olduğu gibi, son beş-altı yılda Türkiye’nin değişik şehirlerinde mevsimlik Kürt tarım işçilerine ve inşaat işçilerine dönük çok sayıda ırkçı, şovenist saldırı örgütlenip uygulandı.
Önceki hafta Kocaelispor-Amedspor arasındaki futbol maçında, Türk halkına ve asimile edilmiş Müslüman ulusal topluluklara mensup bir grup taraftar ceset torbasını simgeleyen sarı torbalarla ırkçı, şovenist kin kustu. Bunun ilk örnek olmadığı, Türkiye kentlerindeki değişik statlarda, gövdesini lümpen ve yarılümpen küçük burjuva, işçi ve işsiz Türk gençlerin oluşturduğu güruhların katıldığı bir dizi faşist ırkçı, linççi saldırının örgütlendiği biliniyor. Amedspor kafilesinin kaldığı otellerin önünde maçlardan önce yapılan ırkçı, şovenist gösterilerin; tribünlerde ırkçı şovenist şarkılar, marşlar çalınmasının; faşist, inkarcı sömürgeci, erkek egemen Türk burjuva devletini temsil eden, buna karşın Türk işçilerin ve ezilenlerin ulusal simgeleri olarak kabul ettikleri bayrağın bir ırkçılık, şovenizm silahı olarak kullanılmasının pek çok örneği yaşandı. Yaşanmaya da devam ediyor.
Faşist şeflik rejimince yönetilen inkarcı sömürgeci Türk burjuva devleti bütün bunların ideolojik, politik kaynağı, açık ve dolaylı teşvikçisi, örgütleyicisi ve örtbas edicisidir. Zonguldak valisinin, Alaplı’ya bağlı Bektaşlı köyünde yapılan ırkçı, şovenist saldırıdan sonra “bir aile ile köyde ikamet eden bir aile arasında yaşanan münferit anlaşmazlık” açıklaması; Adalet Bakanı’nın “münferit bir hadise” sözleri, bu teşvikçiliğin, örgütleyiciliğin ve örtbas ediciliğin güncel kanıtıdır. En uydurma gerekçelerle ilerici, demokrat, devrimci insanlar hakkında dile getirdikleri şu veya bu toplumsal eşitsizlik ve adaletsizlik nedeniyle “halkı alenen kin ve düşmanlığa teşvik etmek” davaları açanlar, gizlenemez ırkçı, şovenist saldırıları sıradan birer adli vaka olarak sunarak, yeni ırkçı, şovenist saldırıları teşvik ettiklerinin elbette bilincindedirler. Linççi güruhlar, sırtlarını polise, jandarmaya, adliyeye dayadıklarını, bir başka ifadeyle devlet desteğine sahip olduklarını bilmenin verdiği rahatlıkla hareket ediyorlar. Bunun yüzlerce örneği birikti.
Mevsimlik Kürt tarım işçilerine, inşaat işçilerine veya Amedspor’a yöneltilmiş saldırıların adli nitelikte veya münferit olmadığı, düpedüz politik nitelik taşıdığı ve odağında Kürt ulusunun; onun varlık ve özgürlük hakkının, talebinin, mücadelesinin durduğu apaçıktır. Bu ırkçı, şovenist görüş açısı, kültür ve kin, devletin inkarcı sömürgeci kirli savaş koşullarında gazeteler, televizyonlar, lise ve üniversite yönetimleri, Diyanet, futbol kulüpleri, mahkemeler, ordu ve polisin dolaysız propaganda aygıtları, düzen sendikaları, dernekler, sinema-dizi şirketleri gibi pek çok kurum ve asker tabutları eliyle sürdürdüğü inkarcı, ırkçı, faşist faaliyetlerin ürünüdür.
Türk halkından ve asimile edilmiş Müslüman ulusal topluluklardan işçiler, emekçiler ve ezilenler “bölücü terör” adı verilmiş yüksek dozdaki ırkçılık ve şovenizmle zehirlenip, Türk egemen sınıflarının, onların devletinin, faşist inkarcı sömürgeciliğin hizmetine sokuldular. Kürt ulusunun varlık ve özgürlük mücadelesinin karşısına dikilmiş “bölücülük düşmanlığı” biçimindeki bu şovenist düşmanlık, işçiler ve ezilenlerle demokratik, antifaşist, cins özgürlükçü ve devrimci bağlar kurmaya yönelmiş emekçi soldan partiler, gruplar üzerinde geriye çekici, sosyal şovenizm biçiminde maddileşen bir basınca dönüştü. Yıllar içinde bazılarını şovenizme sürükledi.
Bu şovenist zehirlenme kendiliğinden ortadan kalkmayacağı gibi, kolayca da yenilgiye uğratılamayacaktır. “Terörsüz Türkiye/terörsüz bölge” programının damgasını vurduğu anlaşmayla oluşacak yeni koşulların bu konudaki ideolojik-politik engelleri ortadan kaldıracağı gafletine düşülmemelidir. Faşist şeflik rejimi ve inkarcı sömürgeci güçler bir ‘devlet politikası’ olarak, “bölücülük” yaygarasına devam edecekler, bu konudaki zehirleme faaliyetini sürdürmeye ve genç kuşaklara şırınga etmeye bir an bile ara vermeyeceklerdir. Tek ulus, tek dil, devletin ve egemenlerin temel politikası olmayı sürdürecektir. Bu gerçekle birlikte, şovenizme karşı mücadele yetersizliği ve sosyal şovenizm günahlarının geniş kitlelerin bu konumun dışına çıkarılamamalarındaki payı bir an bile unutulmamalıdır. Geniş Türk halk yığınlarını etkisi altında tutmaya devam eden bu zehirlenme ancak sınıfsal, toplumsal ve cinsel mücadelenin devletin şovenizm ve ırkçılık biçimindeki ideolojik hegemonyasından özgürleştirilmesiyle; demokratik ve devrimci ideolojik, politik, sanatsal, kültürel çalışmaların bu hedefle sıkıca bağlı tarzda yürütülmesiyle ortadan kaldırılacaktır.
Devrimi örgütleme, devrimi zafere ulaştırma iddiasındaki devrimci bir partinin, faşizme, erkek egemen düzene, inkarcı sömürgeciliğe, kapitalizme karşı mücadelesi ırkçılığa ve şovenizme karşı mücadeleyle sımsıkı bağlıdır. Kürt halkının ulusal varlığını ve kolektif haklarını; Çerkes, Laz, Ermeni, Rum, Gürcü, Asuri, Keldani, Arap, Roman, Boşnak, Pomak ulusal toplulukların demokratik haklarını “bölücülük” sayan ve bu zemindeki ittifaklarını bu görüş açısıyla kuran bir işçi sınıfının siyasi ve toplumsal bir devrime önderlik ve öncülük edebileceğini sanmak kendini ideolojik ve siyasi olarak zehirlemektir. Egemen ulus ayrıcalıklarını, bir başka ulusu ezmeyi reddedemeyen bir işçi sınıfı, bırakalım yıkmaya girişmeyi, egemen devletten, egemen sınıftan kopamayacaktır.
Kürt halkının ulusal varlığı, demokratik hakları, kaderini tayin hakkı ve ulusal toplulukların demokratik hakları için savaşım ile sosyal şovenizme karşı ideolojik mücadele devrimci faaliyetin temel konularından biri olmaya devam ediyor ve devam edecektir.
*Atılım Gazetesi’nin 4 Eylül tarihli 282. sayısından alınmıştır.












