Dönemin çağrısı, devrimde, devrimci programda, devrimci siyasi çizgide ısrar etmek; tasfiyecilik dışında herhangi bir yere götürmeyecek görüşlerle ideolojik mücadeleyi sürdürmek; faşist politik İslamcı, inkarcı sömürgeci, erkek egemen devletlerin yenilgi anlaşmalarını onaylamayan güçlere karşı girişecekleri kapsamlı faşist saldırıları göğüslemek; kitleleri özgürlük, adalet, kadınlara eşitlik, halklara eşitlik savaşımında birleştirmektir.
HTŞ yönetimiyle yapılan bir dizi anlaşmadan sonra, Rojava’da halkçı devrimci iktidara son verildiği fiilen ilan edilmiş oldu. Daha önce Rojava halk iktidarının yerini, Suriye Arap Cumhuriyeti’ne bağlı Valilik sistemi almıştı. Gelinen aşamada QSD dağıtıldı. Biçimi henüz netleşmese de YPJ’nin kadınlara yer vermeyen Suriye ordusu bünyesinde yer almayacağı, İçişleri Bakanlığı’na “bağlanacağı” neredeyse kesinleşti. Colani’nin “Ahmet El Şara” imzasıyla yayınladığı bir kararnameyle Mazlum Abdi, “Cumhurbaşkanlığı danışmanı”, İlham Ahmed PYD’nin boykot ettiği seçimle belirlenen Şam rejimi meclisine “vekil” olarak atandı.
HTŞ iktidarı mutlu. Faşist inkarcı sömürgeci Türk burjuva devleti mutlu. ABD ve İngiltere başta olmak üzere batının emperyalist merkezleri de öyle.
Faşist şef Erdoğan, QSD’nin feshi üzerine, “terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerimizi gerçekleştirmek”, “terör gibi ebedi kardeşliğimize vurulan hançerleri söküp atmak için atımızın kuyruğunu bağladık” derken; Kürt halkının ırkçı faşist politik İslamcı düşmanlarından Hakan Fidan, karar “memnuniyet verici” deyip ekledi: “Eğer ifade edildiği gibiyse, bu bizim atmak istediğimiz adımların tamamlayıcı niteliğinde bir gelişmedir.” Numan Kurtulmuş ise, faşist şeflik rejiminin “Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge” politikasını hatırlatıp QSD’nin feshi “tarihi ve değerli bir adımdır” dedi. Bahçeli, “Federasyon, özerklik ve bölünme tartışmalarının gündemden çıkarılması, merkezi devlet otoritesinin ülke genelinde tesis edilmesi, üniter devlet yapısının korunması”, “Kürtçenin seçmeli ders olarak eğitim sistemine girmesi” fakat “tek resmi dil ilkesinin korunması” muradına erdi.
QSD’nin feshinin “tarihi bir dönüm noktası” olduğunu söyleyen ABD emperyalizminin Ortadoğu temsilcisi, “tek”çi şarlatan Tom Barrack’a göre ise, “tek ordu, tek hükümet, tek devlet” ilkesi kazandı.
Doğaldır ki Rojava Devrimi’nin tüm dünyadaki devrimci, antifaşist, ilerici dostları, sosyalist yurtseverler, PYD, YPJ adına açıklama yapan temsilciler, “anadilde eğitim” talepli eylemler düzenleyen Rojava gençliği ve halkı mutlu değil. Rojava halkının, Kürt ulusal varlığını tanımayan ve anadilde eğitimi reddeden Suriye Arap Cumhuriyeti’ne, HTŞ yönetimine güvensizliği ve öfkesi apaçık gözler önünde. Dönüşlerine engeller çıkarılan Serêkaniyê halkının ve tıpkı Ahmet Polat gibi kaçırılmış yüzlerce evladından 7 aydır haber alamayan anaların düşünce ve duygusu da aynı istikamette.
Yeni başlangıçlar için önce olgu doğru biçimde tanımlanmalı ve yansıtılmalıdır. Gerçeğin ölçüsüzce eğilip bükülmesi yöntemiyle duruma rıza üretmeye çalışmanın sürmek zorunda olan ve sürecek mücadeleye hiçbir katkısı yoktur ve olmayacaktır. İdeolojik şekilsizleşmeden yararlanacak olanlar yalnızca egemen güçlerdir.
Kabullenilmesi çok güç olan gerçek şundan ibarettir:
Büyük bedellerle kurulan ve savunulan Rojava halkçı devrimci iktidarı yenilmeden bir yenilgi anlaşması imzaladı. Kürt halkının Arap halkıyla eşit haklara sahip olması bir yana, Kürt ulusal varlığı ve başta anadilde eğitim olmak üzere ulusal demokratik haklar anlaşma dışı bırakıldı. Faşist sömürgeci “tek millet, tek dil, tek devlet, tek bayrak” inkarcılığının koşulları kabul edildi. Kadın cinsinin kurumsal ve örgütsel kazanımları entegre olunan faşist politik İslamcı erkek egemen devlet yapısına kabul edilmiyor. Dahası HTŞ iktidarı kadın devriminin toplumsal yaşamda yarattığı değişimleri ortadan kaldırmak için fırsat kolluyor. Rojava’daki ulusal toplulukların demokratik haklarının sözü bile edilmiyor. Ve acı bir gerçektir ki, geriye doğru her yeni adımla Rojava Devriminin tasfiyesi tamamlanıyor.
Bölge ve dünya koşullarının bir Kürt soykırımını engellemeye izin vermediği; Kürt halkının, ulusal demokratik partinin, Kürdistan’ın dört parçasına yayılmış politik-askeri kuvvetlerin ve Rojava’nın halkçı devrimci iktidarının durumu göğüsleyemeyeceği; güçleri ve halkı kurtarmanın tek yolunun faşist inkarcı sömürgeci devletlerle kabul edebilecekleri anlaşmalar imzalamak olduğu görüşüne dayalı stratejiyle Rojava’da varılan yer bu oldu. Bakur’da daha ileri bir tablo oluşmayacağını öngörmek için kahin olmak gerekmiyor.
Yeni dönemde Rojava’da ve Bakur’da “yeni anayasa” ve “seçim”lere endekslenen; egemenlerin daha sonraki “aşamalarda” değişik “açılımlar” yapacakları beklentisi örgütleyen bir çizgi ezilenleri değil ezenleri güçlendirecektir. Ne yapılması gerektiğini, “devletten talep etmenin yanlışlığı” üzerine sözler değil, “anadilde eğitim” talebiyle eylemlere girişen gençlik ve halk gösteriyor.
Bölgesel sömürgecilik çemberi içinde ezilen ulusun, ezilen cinsin, ezilen ulusal ve inançsal toplulukların, ezilen sınıfın politik özgürlük, ulusal, cinsel, sınıfsal kurtuluş mücadelesi geçici olarak tasfiye edilebilir, geriletilebilir, sınırlanabilir fakat hiçbir koşulda yok edilemez. Emperyalistlerin, bölgesel sömürgecilere verdikleri destek bu gerçeği ortadan kaldıramaz.
Dönemin çağrısı, devrimde, devrimci programda, devrimci siyasi çizgide ısrar etmek; tasfiyecilik dışında herhangi bir yere götürmeyecek görüşlerle ideolojik mücadeleyi sürdürmek; faşist politik İslamcı, inkarcı sömürgeci, erkek egemen devletlerin yenilgi anlaşmalarını onaylamayan güçlere karşı girişecekleri kapsamlı faşist saldırıları göğüslemek; kitleleri özgürlük, adalet, kadınlara eşitlik, halklara eşitlik savaşımında birleştirmektir.
Bu konuda, tek tek partilerce yürütülecek direniş ve savaşımla paralel biçimde birleşik mücadelenin tüm imkanları etkin tarzda ve en yüksek verim alacak biçimde değerlendirilmelidir.
Devrim yenildi, yaşasın devrim!
*Atılım Gazetesi’nin 11 Eylül tarihle 283. sayısının başyazıdır.












