Sağ siyasetin güç kazandığı bir dönemde, devrimci, ilerici, hatta sosyal demokrat görüşlerin dahi karalanması şaşırtıcı değil. Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinin ardından yaşananlar da bunu açıkça gösteriyor: Faşist AfD’nin yüzde 43,8 oyla birinci parti olduğu seçim sonuçları, muhafazakârlar ve liberaller tarafından büyük ölçüde kabulleniliyor. Öte yandan sermaye, içinde bulunduğu mevcut kriz koşullarında artık sosyal demokrat bir gücü dahi tolere edemiyor. Berlin örneği bunu bir kez daha çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.
Berlin Temsilciler Meclisi seçimlerinde Die Linke başbakan adayı Elif Eralp ile yüzde 25,7 oy alarak birinci parti oldu. Şimdi ise koalisyon ortakları aramak zorunda. İlk akla gelen seçenek, 2016-2023 yılları arasında olduğu gibi SPD ve Yeşiller ile bir koalisyon kurulması. Ancak her iki parti de Die Linke’den uzaklaşıyor ve CDU ile AfD’nin de eşlik ettiği aynı karalama kampanyasına katılıyor.
Seçimden önce dahi Die Linke’nin attığı her adım titizlikle takip edildi. Bir seçim kampanyası etkinliğinde sosyalist rapçi DahabFlex’in sahne alarak filistin halkıyla dayanışma mesajları vermesi dahi gerekçe gösterilerek Die Linke içinde antisemitizm olduğu yönünde çok sayıda haber yayımlandı. Bunun üzerine Elif Eralp, bu karalama ve manipülasyon kampanyasına karşı rapçiden ve ‘her türlü şiddetten’ uzak durduğunu açıklayarak geri adım attı.
Seçim zaferinin ardından alaycı ve saldırgan söylemler daha fazla arttı. Partiye yöneltilen suçlamalardan biri de Filistin dostu Isa Rammo’nun seçim gecesi düzenlenen partiye katılması oldu. Filistin halkına uygulanan soykırıma ses çıkartmayan Cem Özdemir, Die Linke ile AfD’nin adeta aynı kefeye konulmasının ardından, yalnızca antisemitizmden uzak durulduğunu açıklamanın yeterli olmadığını; Die Linke’nin söz konusu kişileri kendi saflarından ihraç etmesi gerektiğini söyledi. Yeşiller Partisi Eş Genel Başkanı Franziska Brantner verdiği mesajlarda Filistin halkının mücadelesini destekleyenleri islamcılık yapmakla suçlayarak antisemit ilan etmekten geri durmadı.
Tüm bu söylemlerin söz konusu siyasetçiler ve partiler bakımından Almanya’nın emperyalist çıkarlarını desteklemek uğruna edildiği açıktır. Siyonist İsrail devletini ‘Yahudiler’ ile özdeşleştirmek, Filistin halkını destekleyenleri ‘antisemit’ ilan etmek seçim kargaşası içerisinde kitleleri emperyalist çıkarlar uğruna yedeklemek amacını taşıyor. Sömürgeciliğe ve soykırıma son verilmesini talep eden antiemperyalist ve antifaşist güçlerin meşru mücadelesini baltalamayı hedefliyor.
Üstelik Filistin meselesi, Berlin seçim kampanyasında konut sorununa kıyasla çok daha zayıf gündemleştirildi. Elif Eralp, 2025 yılının sonlarında Berlin ile Ramallah arasında bir kardeş şehir ilişkisi kurulmasını önermişti; ancak şimdi İsrail’in var olma hakkını savunma pozisyonunda duruyor. ‘Soykırım’ gibi ifadelerden ise kaçınıyor. Bu açıdan da Die Linke, ırkçı-faşist, Siyonizm yanlısı kesimlerin iddia ettiği kadar radikal değil. Geçmişte olduğu gibi Filistin sorununun aşılmasında gündemleştirilen ve Filistin devletinin tanınmasını içeren iki devletli çözüm, Avrupa ve Almanya’da onlarca yıldır siyasi bir propaganda olmaktan çıktı. Gerçek niyetler emperyalistlerin sömürgeci emelleri ile uyumlu oldukça gizli kalabiliyor.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 2 Ekim 2026 tarihli Avrupa Gündemi köşesi












